İSRAİL'İN FİLİSTİN POLİTİKASI VE İNCE HESAPLAR
İsrail Devleti, yarım asırlık geçmişinin en keskin virajına girmiş olduğu Ortadoğu coğrafyasında, “büyük oyun”u sahnelemeye hazırlanırken; ne yazık ki, yine masum Filistin halkını kullanma hesapları yapıyor. Bu süreçte, önce Hamas ile El Fetih örgütlerini birbirlerine düşürerek “düşman kardeşler” cepheleşmesi oluşturdu; arkasından da Filistin’in iki parçaya ayrılmasının fitilini ateşledi. Şimdi, süreci tamamen kontrol altına almış gibi, bütün Ortadoğu coğrafyasını kapsayan planları üzerinde yoğunlaşmaya başladı. Bu amaçla da, Hamas Örgütünün kontrolündeki Gazze Şeridi’ni bir laboratuar olarak kullanmaya çalışıyor. İsrail, söz konusu politik açılımı üzerinden Büyük Ortadoğu Projesinin köşe taşlarını yerleştirmeye başlamış olsa da, Filistin’deki bu “fitne ve fesada dayalı” hamleleriyle aslında kendi geleceğini gerçek anlamda tehlikeye atmış bulunuyor. Hakikaten İsrail, Gazze’de eştiği kuyu sebebiyle, kendisi için şu riskli durumları teşvik etmiştir:
1- İsrail, Gazze’deki son uygulamalrıyla, İslam dünyasının örgütlü “mahalli ve evrensel” unsurlarını farklı biçimlerde tedbirler almaya teşvik etmiştir. Dolayısıyla, Filistin davası, asıl şimdi, bütün Müslüman halklar tarafından sahiplenilmeye başlanmıştır. Gazze şeridi’ndeki insanlık dışı uygulamalar bu haliyle devam ettiği sürece, yakın bir gelecekte, İsrail’in imha edilmesine yönelik hareketlerin devreye girdirilmesi ihtimal dâhilindedir. Burada şu soru akla geliyor: Acaba İsrail, bilinçli olarak mı İslam dünyasındaki örgütleri ve mücahitleri tahrik ediyor. Çünkü bu tahriklere kapılmanın neticesinde, bütün İslam dünyası ateş çemberinin içerisine çekilebilir. Açıkçası bu durum, “ne İsrail, ne de ABD,” hiç kimsenin menfaatine değildir.
Kaldı ki, son teknoloji ürünü silahlara hemen her grubun rahatlıkla ulaşabildiği gerçeği göz önünde bulundurulacak olursa, “Gazze ablukası” vesilesiyle İsrail, kendi geleceğini tehlikeye atmaktadır denebilir. O nedenle, derhal bu yanlıştan dönülmesini tavsiye ederim.
2- İsrail, Batı Şeria’ya hâkim konumdaki El Fetih vasıtasıyla gerçekleştirmeye çalıştığı “Hamas Örgütü’nü yıpratma ve dolayısıyla Filistin davasını kendi güdümüne alma amaçlı” iftira kampanyası vesilesiyle, sadece Filistinlileri ya da İslam dünyasını değil, bütün dünya kamuoyunu kendi karşısına almaya başlamıştır. Çünkü bilişim çağının insanlarda oluşturduğu bir refleks var ki, “güçlü ile zayıf” iki güç arasındaki rekabette, zayıf taraf aleyhine kullanılan her türlü propaganda “var olanın ötesinde bir etkiyle” aksi yönde tesirlere neden olmaktadır. Dolayısıyla, Hamas Örgütünü karalayıcı, halkla temasını ve dünya kamuoyundan gelen desteğini kesmeyi hedefleyici “karalama, şantaj, iftira, intihar ve eylemlerin hepsi” gerçekte, 184 kilometre karelik alana sahip Gazze Şeridi’ndeki insanlık dışı uygulamaların daha net bir şekilde insanlık tarafından görülmesine ve İsrail’in daha da yalnızlaşmasına neden olacaktır.
Öyle ise İsrail’in, durumun ciddiyetini kavrayarak ve işi daha fazla yokuşa sürmeden, tüm Filistinlilere insan onuruna yakışır bir şekilde yaşama hakkını vermesi kendisinin de menfaatine olacaktır.
3- İsrail, neden olduğu insanlık dışı uygulamalar vesilesiyle, Ortadoğu coğrafyasında kalıcı olamayacağının intibaını oluşturmak suretiyle, gerçek anlamda bu bölgeden soyutlanmaktadır. Bu soyutlanma durumu o derece kök salmaktadır ki; kendisine yandaş ve bölge halklarına ise düşman olarak üretmeye çalıştığı muhtemel Kürt Devleti’nin taraftarı konumundaki Müslüman halkların bile gerçek anlamda nefretini kazanmaya başlamıştır. Hatta artık, Ortadoğu coğrafyasının bütününde yaşayan 20 milyona yakın “Türk boyu” Kürtlerin ağırlıklı çoğunluğu öyle bir noktaya gelmişlerdir ki; onlar, İsrail’in kendileri üzerinde ince hesaplar yaptığı gerçeğine inanmaya ve endişe duymaya başlamışlardır. Öyle ki, Kürt devletinin kurulmasını isteyen söz konusu “Türk boyu” Kürtler, Kürt devletinin kurulması halinde, bölgedeki Kürt halklarının “kurbanlık koyun” gibi bölgedeki Arap-Fars ve Türklerle yaşanacak olan bölgesel bir savaşın içerisine sürükleneceği endişesini taşımaktadırlar. Ayrıca, Filistin’de yaşanan insanlık dışı uygulamaları içerisine sindiremeyen bölgemizdeki Kürt halklarının çoğu daha şimdiden İsrail’e karşı ciddi tepkiler göstermektedirler. Dolayısıyla İsrail, yaptığı yanlış ve hatalar sebebiyle, “gizli bağlar” kurmaya çalıştığı halkları bile karşısına alarak, bölgemizden tamamen soyutlanmaktadır.
Açıkçası, vakit daha fazla ilerlemeden ve iş işten geçmeden, İsrail’in kendisine çekidüzen vermesi kendilerinin de menfaatine olacaktır. Bölgesel barış ve insanlığın kardeşliği için bu değişim ve dönüşümü yapmasını arzu ediyorum.
4- İsrail, ABD’nin işgal etmiş olduğu Irak toprakları üzerindeki “planlı etnik temizlik” çalışmalarını ve “Büyük İsrail Projesi”ne hizmet edecek muhtemel Kürt devletini kurma girişimlerini kamufle etmek üzere, dünyanın dikkatini Gazze şeridi’ndeki insanlık dışı uygulamalara çekmeye çalışıyor. Bu noktada, kısa vadeli olarak da olsa epeyce başarılı oldu; ama, zaman ilerledikçe gelişmeler İsrail’in aleyhine dönmeye başlamıştır. Çünkü, mesela, Irak’taki insanlık dışı uygulamalar genellikle ABD’ye mal edilmekteydi. Hâlbuki zaman ilerledikçe, Filistin-Lübnan-Irak üçgeninde ve hatta Afganistan’da bile yaşanmakta olan insanlık dışı uygulamaların aynı kaynaktan çıkan fikirlerin eseri olduğu anlaşılmaktadır. Böylece de, ister istemez, dikkatlerin İsrail üzerinde yoğunlaşmasına zemin hazırlamaktadır. Dolayısıyla, Genişletilmiş Ortadoğu Coğrafyasındaki acımasız imha, yıkım, kamplaşma, kıyım ve karışıklıkların baş müsebbibi olarak İsrail devleti görülmeye başlanmaktadır. İşte, eğer süreç terse çevrilerek, daha yapıcı ilişkilerin başlatılmasına taraftar oldukları mesajı İsrail tarafından bölge halklarına verilmezse, İsrail Devleti’nin bu bölgede yaşaması olabildiğince zorlaşacaktır.
O nedenle, gerek İsrail Devleti’ni idare edenler ve gerekse diaspora Yahudileri “ABD’nin burada geçici, her şeye rağmen Kürtlerin Müslüman ve İsrail’in de bu bölgede yaşamak zorunda olduğu” gerçeklerini dikkate alarak, bu bölge halklarına yönelik sürdürmekte oldukları acımasız ve yıpratıcı davranışlarını gözden geçirmeleri öncelikle kendi menfaatlerine olacaktır.
5- İsrail ve diaspora Yahudileri, yarım asırlık Filistinli katliamına rağmen kendilerini kabullenmeye hazır bu bölge devlet ve halklarının sabırlarının zorlanmaya müsait olduğu ve yapılanların zamanla unutulduğu zannına aldanarak, Gazze Şeridi üzerinden bütün Ortadoğu’yu etki altına alma sürecini başlatmışlar gibi bir izlenim oluşturuyorlar. Bu izlenim ve intiba çok tehlikeli sonuçların doğmasına neden olabilir. Aslında, geçen yıl, Hizbullah Örgütünün Lübnan’da kazanmış olduğu zafer İsrail’in uyanmasına kifayet etmeliydi. Zira bu durum göstermiştir ki, artık her örgüt ve devlet, istediği zaman her türlü gelişmiş silahı alabilmektedir. Dolayısıyla, eğer İsrail, yarım asırdan beri sürdürdüğü “çatışma ve bombalama” politikasını 21.asırda da sürdürmeyi düşünüyorsa, unutmasınlar ki, gelişmiş teknoloji mahsulü bir bomba bile İsrail’in ortadan kaldırılmasına kifayet edebilir. O nedenle, bu gibi klasik tarz politikaların sürdürülmesinin bu asırda para etmediğini “İsrail Devleti ve diaspora Yahudilerinin görmesi” pek tabii olarak kendi menfaatlerine de yarayacaktır.
Reklam Alanı
http://www.acilhost.com/
http://www.denizweb.net/
http://www.mutluyuva.com/
http://www.tabirci.com/
http://www.annemevlenecek.com/
Bu yazı 10/10/2007 tarihinde eklenmiştir.