GIDA KRİZİNİN NEDENİ BİYOYAKITLAR DEĞİL
Dünyanın birçok ülkesinde protestolara ve isyanlara sebep olan gıda krizi ve gıda güvenliği, ülkemizde kriz olarak nitelendirilebilecek boyutta olmasa da, ciddiye alınması gereken bir meseledir. Gıda krizi ilk olarak hububat fiyatlarının dünya pazarlarında artışının ekmek fiyatlarına yansımasıyla ülkemizde hissedilmiştir. Daha sonra pirinç, bakliyat ve özellikle kırmızı mercimek ile et fiyatlarındaki artış, gıda güvenliğini ve tarımsal üretimi hiç olmadığı kadar tartışma konusu yapmıştır.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, bu tartışmanın tarzı ve çekildiği mecradır. BM, Dünya Bankası, DTÖ, İMF ve AB yetkilileri hem krizin boyutu ile ilgili endişeli açıklamalar yapmışlar, hem de üretimi arttırmak için alacakları tedbirleri açıklamışlardır. Bazı ülkeler de en azından kendi gıda güvenlikleri acısından acil çözüm olarak ihracat yasaklarını uygulamaya koymuşlardır. Dünya ekonomisinin etkili isimleri gıda fiyatlarının uzun bir süre artık eski seviyelerine düşmeyeceğini iddia etmektedirler.
* * *
Nitekim
BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, son olarak BM’nin yöneticilerini toplayarak,
"Bütün dünyada gıda fiyatlarındaki dramatik yükselişin, kentlerdeki yoksulların da içinde bulunduğu dünyanın en savunmasız kesimleri için krize yol açan görülmemiş küresel bir soruna dönüştüğünü" söylemiş. Dünya gıda programına acil olarak 755 milyon dolarlık kaynak yaratılması gerektiğini ve BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün yoksul ülkelerdeki çiftçilere 1.7 milyar dolarlık tohum dağıtacağını açıklamıştır.
BM Genel Sekreteri’nin yaptığı bu açıklama küresel güvenliğin ve barışın korunması açısından açlık tehlikesinin ne denli büyük bir tehdit olduğunu hatırlatması bakımından önemlidir. Bir diğer önemli nokta ise, gıda krizinden ağırlıklı olarak etkilenecek yoksul ülkelerin kendi topraklarında kendi gıdalarını üretmelerini sağlamak amacıyla 1.7 milyar dolarlık tohum dağıtımı yapılmasıdır.
Gıda güvencemiz açısından öncelikle dünya pazarlarındaki gelişmeleri iyi okumamız ve geliştireceğimiz önlemleri ona göre belirlememiz gerekmektedir. Bunun için de meseleyi illaki bir suçlu bulma arayışından çıkarıp gerçekçi ve ciddi bir mecraya oturtmamız ve belirlenecek tedbirleri süratle ve kararlılıkla uygulamaya geçirmemiz gerekmektedir.
* * *
Elbetteki küresel ısınma sonucu yaşanan kuraklık nedeniyle tarımsal üretimde bir azalma söz konusu olmuştur. Ancak bu azalma tek başına geçen yıl tarım sektörünün yüzde 7.3 küçülmesini izah etmemektedir. Bir önceki yıla göre işlenen tarım alanlarının 26.8 milyon hektardan 25.8 milyon hektara düşmesinin de bu daralmada etkisinin olduğunu (tarımsal üretimin çiftçinin aldığı ürün bedellerinin maliyetlerin altında kalması nedeniyle çiftçinin üretimden vazgeçmesi nedeniyle azaldığını) görmezden gelemeyiz.
Biyoyakıt üretiminin tarımsal ürün fiyatlarını arttırdığı iddiasına gelince, bu iddia en azından ülkemiz için gerçek değildir. Şöyle ki, yaygın olarak kullanılan biyoyakıtlar; biyodizel (bitkisel, hayvansal ve atık yağ bazlı) ve biyoetanol (şekerli ve nişastalı bitki bazlı) olmak üzere iki türdür. Ülkemizde tahıldan biyoetanol üretimi ise dikkate alınamayacak orandadır. Yağ esaslı biyodizel üretimi ise gıda tüketimini etkileyecek büyüklükte değildir. Zaten
çoğunlukla atık yağ kullanılmaktadır. Biyoetanol ise büyük oranda şeker pancarından üretilmektedir. Pancardan üretilen biyoetanolün şeker üretimini etkilemesi de söz konusu değildir.
Yağ esaslı biyoyakıtların, tarım alanları sınırlı olan ülkelerde üretilmesi elbette gıda güvenliği açısından bir sorundur. Ancak şeker kamışı ve şekerden üretilen biyoetanolün ülkemiz ve dünya şeker üretimi ve stokları ile şeker fiyatlarına bir etkisi olmamıştır.
Geçen hafta içinde İstanbul’da
Pancar Ekicileri Kooperatifleri Birliği’nin (PANKOBİRLİK) ev sahipliğinde yapılan Dünya Pancar ve Kamış Üreticileri Konfederasyonu (WABCG) toplantısında da katılımcılar dünya tarımını masaya yatırmış ve biyoyakıtlar ve gıda krizini enine boyuna tartışmışlardır.
Toplantıda WABCG Başkanı tarafından gıda ve yakıtın birbirine karşı olduğu tartışmasının yanlış bilgilendirme sonucu oluştuğu, dünyada yeterince şeker olduğu halde yok gibi gösterildiği belirtilerek, şeker kamışı ve şeker pancarı üreticilerinin önünde önemli zorluklardan birinin, halkın gıdaların karşısında yakıt olduğu şeklindeki yanlış anlaması olduğu ortaya konmuştur.
* * *
Burada ülkemizin tanımı ile ülkemiz tarımı ve şeker sektörü açısından son derece önemli gördüğüm bu uluslararası toplantıya ev sahipliği yapan PANKOBİRLİK’i kutlamak ve hakkını da teslim etmek istiyorum.
Not: İzmir’in yetiştirdiği, değerli evlatlarından biri olan,
Ersin Faralyalı’nın vefatından büyük üzüntü duydum. Mekânı cennet olsun. Rabbim, ailesine ve tüm yakınlarına sabır versin. Ersin Bey, gerçek anlamda vefalı, bir gönül dostu idi. Başkaları gibi, yaptığını - bire bin katarak- reklam etme huyu yoktu. Bulunduğu tüm makamlarda, çok önemli atılımlar gerçekleştirmesine rağmen, tevazuu sebebiyle, övündüğünü hiç görmedim. Kısacası; kaliteli bir insan kaybettik. Cenab-ı Hak, rahmetini lütfetsin...
Reklam Alanı
http://www.acilhost.com/
http://www.denizweb.net/
http://www.mutluyuva.com/
http://www.tabirci.com/
http://www.annemevlenecek.com/
Bu yazı 16/07/2008 tarihinde eklenmiştir.